{T}{U}{N}{G}{S}{T}{E}{N}
• 18/6/2005 - BÜYÜK SIR - BÖLÜM II
“ölümünden bir gün evvel evindeydi ve sarhoş olana kadar içtik o gece. daha sonra da taksi ile evine gönderdim” gabor, kitap ve disketi masaya koyup devam etti: “bunları bizde unutmuş. öldüğü günün sabahı, yani cuma sabahı telefon etti ve bunları bugünden için size bırakmamı söyledi. bu sebeple buradayım.” dr.o’brien’ın yüzü bir anda sertleşmişti. piposunu acemice söndürdükten sonra disketi masasının çekmecesine koydu. ama bütün bunları yaparken sinsice bir şeyler düşündüğü de belli oluyordu yüz ifadesinden. yavaşça ayağa kalktı: “bay gabor, ziyaretiniz için teşekkür ederim. umarım tekrar görüşürüz.” dr.gabor, bunun bir tür kovulma olduğunu farketmişti, ama bu hızlı gelişmeye bir anlam veremiyordu. bir şey söylemeden kalkıp kapıya yöneldi. tam çıkmak üzereyken dönüp “dr.richardson bana telefonda büyük sır’a çok yaklaştığını ve bunun ürkütücü olduğunu söylemişti. sizce ne demek istemiş olabilir diye sordu. dr.o’brien, soğuk tavırlarla ellerini “bilmiyorum manasında iki yana açtı. inanın bana hiç bir fikrim yok. üzgünüm” diye de ekledi. dr.o’brien, iyi bir bilimci olabilirdi, fakat kötü bir aktör olduğunu kendisi bile farketmiş olmalıydı. yazık ki dr.gabor, dr.o’brien’dan bir açıklama isteyecek durumda değildi. “anlıyorum” diyerek odadan ayrıldı. richy’nin ölümünden bu yana bir aydan biraz daha fazla zaman geçmişti. dr. gabor ise, bir hafta sonra vereceği konferansı düşünüyordu. gerçi konu hakkında fazlasıyla bilgi sahibiydi, ama bilimcilere konferans vermenin sıkıntısını hissederdi hep. kendisine sorulabilecek en can alıcı soruları daha şimdiden tahmin edebiliyor ve bu saldırılar dan nasıl kaçabileceğini tasarlıyordu. yere oturmuştu. önünde kitap, dergi ve makale fotokopilerinin oluşturduğu sığ bir kelimeler denizi vardı. ancak gabor’un canını sıkan, karaya oturma tehlikesi değildi. foster’dı. hemen hemen üç haftadan beri çok tuhaflaşmıştı. eve geç saatlerde geliyor, bazense bir-iki gün hiç uğramıyordu. daha da kötüsü ağzından çıkan kelimeler “merhaba”, “iyi geceler”, “görüşürüz” gibi açıklayıcılığı olmayan sıradan laflardan ibaretti. yine geç gelmiş; gabor’u umursamadan bir daha çıkmamak üzere odasına kilitlemişti kendini. gabor, foster’ı fakülte yıllarından beri tanırdı. iyi yürekli ve sakin bir insandı, foster. biraz da romantik bir yapısı vardı. frank sinatra ve dean martin’in hemen hemen tüm albümlerini yıllardır satın alırdı.en büyük zevki, loş bir odada yumuşak bir koltuğa gömülüp sinatra dinlemekti. fakat bu sakin ve romantik görüntünün altında muhteşem bir zekanın şüpheciliği, en akla gelmeyecek sorulara cevaplar arardı. foster’ın pek fazla konuşmayan bir insan olmasının nedeni belki de buydu: zamanını düşünerek geçirmeyi tercih ediyordu. halbuki richy ya da gabor kadar tanınmış değildi. richy bir keresinde “inan bana, foster kendini dev bir patlama ile belli edecek ve izleri bir daha kolay kolay silinmeyecek” demişti gabor’a. dr.gabor, iki ihtimal üzerinde yoğunlaşmıştı: foster ya depresyondaydı ya da kafası çok karışıktı. ani bir biçimde önündeki kitapları, dergileri bir bir toplayıp masanın üzerine koydu. yarısı boşalmış bir şişe viski ve iki de bardak alıp foster’ın kapısına geldi. (bu, bir anlaşmazlık olduğunda diyalog teklif eden özel bir davranıştı). son anda kapıyı çalmaktan vazgeçip dosdoğru içeri daldı. foster’ın üzerinde sadece atlet ve pantolon vardı; ayakları çıplaktı ve bilgisayar ekranından kağıda devamlı bir şeyler yazdırıyordu. çalışmaya öyle dalmıştı ki içeri birisinin girdiğini farketmemişti bile. “foster” diye seslendi, gabor. duymamıştı. sesini yükselterek “foster!” dedi ikinci kez. foster, kafasını birden sesin geldiği yöne çevirdi. bir süre boş boş baktıktan sonra şişeyi işaret ederek “şu an hiçbir şey içmek istemiyorum. çalışmam lazım, tabi izin verirsen” dedi. gabor, bu cümle karşısında çok şaşırmış ve açıkçası sinirlenmişti. belki o’brien’dan hesap soramazdı, ama foster’ı dövebilecek kadar samimi hissediyordu kendini. “neler oluyor foster! diye sertçe sordu, gabor. havayı yumuşatmak için “özür dilerim, dostum. seni kırmak istememiştim. sadece kafamdaki tuhaf sorulara yanıt arıyorum ve sanırım birkaç saate kadar mümkün olanları cevaplamış olacağım. lütfen bana biraz izin ver, herşeyi açıklayacağım sana” dedi foster. dr.gabor’un “elbette” diyerek çekilmekten başka çaresi kalmamıştı. ama arkadaşının bunalıma girmiş olmadığına da sevinmişti. önce bir bardak viski doldurdu ve ardından da rahat bir koltuğa oturup meraklı bir biçimde beklemeye koyuldu. saat, gecenin onbiriydi ve canı makale okumak istemiyordu. dışarı çıkıp kısa bir yürüyüş yapmak için de pek uygun bir vakit değildi. “sokaklar, serseri kaynıyordur şimdi” diye mırıldandı. nihayet tv seyretmekte karar kılıp çarçabuk bilim kanalını buldu. karşısında dr.o’brien’ı görünce bir an kapatmak istedi, ama neler konuşulduğunu da öğrenmek istiyordu. sesi biraz daha açıp iyice yayıldı koltuğa. spiker soruyor; o’brien da cevaplıyordu o sırada: “eğer yanılmıyorsam ‘herhangi bir şeyin bozuluşuna karşın mutlak bir oluş ve herhangi bir şeyin oluşuna karşın mutlak bir bozuluş vardır ve bu ayrımın nedeni de maddedir’ dediniz. (o esnada sahtekar hırsız diye içinden geçiriyordu, gabor) bunu biraz açar mısınız” “hayır, bay winslow. ben bunu tekrarladım. zira bu paragraf aristoteles’e aittir. ancak modem bilimin öngörüleri ve çıkarımlarını göz önüne getirdiğimizde, eski filozofların pek çok düşüncesinin ne denli haklı olduğunu da görüyoruz. (gabor, biraz utanmıştı). bunu bugün einstein ile açıklıyoruz. yani enerji-madde dönüşümünün tersinirliği ile. tabi bozuluş kelimesini çok iyi değerlendirmek gerekir. kasıt, bir maddenin çeşitli nedenlerle çözünmesi ve yapıtaşlarının doğal bir oluş için çalışmasıdır. hatta bazı araştırmacılar, zekanın ürüne dönüşmesini ve ürün çeşitliliğinin de zekaya neden olmasını bu mekanizma içine dahil ediyorlar. ben şahsen buna katılmıyorum” “dr.o’brien, sanırım siz ‘zekacılar’ gurubundansınız. konuyla ilgili olanlar eminim ki ne demek istediğimizi anladılar. izin verirseniz öğrenmek isteyenleri aydınlatalım” dedi spiker. (dr.gabor, zekacılar grubunu richy’den duymuştu. ama pek fazla bilgisi yoktu. o sırada dr.o’brien sakince anlatıyordu) “zeka, birim zamandaki akıl miktarıdır, bay winslow. bu nedenle biz, mikrokozmik boyutlarda zamanı en iyi nasıl kullanabileceğimizi araştırıyoruz. insanoğlunun bugüne yalnızca zekası sayesinde geldiğini kabul ederseniz koca bir gezegene hükmettikten sonra sıranın koca bir evrene de geleceğini çıkartabilirsiniz. ancak bu çok kısa zamanda olmalıdır. yakın gelecekte bizleri ne gibi doğal ya de yapay felaketlerin beklediğini kestiremeyiz. detaylara girmenin yararı olacağını zannetmiyorum” dedi dr.o’brien ukalaca. “televizyonu kapat, dostum. sana anlatacaklarım çok daha önemli” dedi foster. anlaşılan işini, söylediğinden daha çabuk bitirmişti. elinde bir tomar kağıt ve birkaç dergi vardı. görünüşü ise dr.gabor’u bile tedirgin edecek ölçüde donuktu. evvela gabor’un karşısındaki koltuğa yerleşip elindekileri kucağına koydu. aynı odada bulunan ve ideolojik olarak birbirine düşman iki parti liderinin ağır ve soğuk havasını soludular bir süre. ve ardından da konuşmaya başladı foster.: “sana anlatacaklarım, kafanı allak-bullak edecektir, dostum. inan bana yaşama hevesini ve azmini kaybedebilirsin. ve yine inan bana, söylediklerimin zerresinde bile abartı yok. şimdi lütfen tekrar düşün ve eğer bedelini ödeyebileceğinden eminsen anlatayım. foster’ın ne kadar ciddi olduğunu bir çocuk bile kolayca farkedebilirdi. ancak bu uyarı gabor’u daha da meraklandırmıştı. “anlatmanı istiyorum.” “sen bilirsin” foster, kucağındaki yığın arasından bir dergi çıkardı. aradığı sayfayı bulduktan sonra da dışa doğru katlayıp uzattı: “şu sayfayı sesli olarak okumanı istiyorum” “hepsini mi?” “tabi ki hayır. dr.gregory martin ile ilgili olan bölümü oku sadece” deyip beklemeye başladı. dr.gabor, çabuk hareketlerle gözlüğünü takıp okumaya koyuldu: “dr.gregory martin, öldü.
|
Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!
|
|
|
|
Hakkımda
YAKINDA GENİŞ BİR HİKAYE VE YAZI ARŞİVİ BURDA OLACAK..
EĞER PAYLAŞMAK İSTEDİĞİNİZ GÜZEL HİKAYELER VARSA bay_ersoy@yahoo.com ADRESİNE MAIL İLE YOLLAYABİLİRSİNİZ...!!
Bağlantılar
• Ana Sayfa
• Profilim
• Arşiv
• Arkadaşlarım
• e-posta
• Blog RSS
Arkadaşlar
• cemre
|
|