{T}{U}{N}{G}{S}{T}{E}{N}

• 18/6/2005 - BÜYÜK SIR - BÖLÜM IV

Kategori: Hikayeler

gabor, o’brien’ın odasındaki tuhaf atmosferi hatırlayıvermişti bir anda. o sırada foster, devam ediyordu:
“onu masanın üzerinde görmüştüm. o gün kopya etmem gereken disketler vardı ve onlardan biri sandım. epey sonra benimkilerden olmadığını farkettim. öyle olunca da tekrar masaya bıraktım. kopyasına da dokunmadım. nasılsa üzerine başka kayıt geçebilirim diye. üç hafta önce, içinde ne olduğunu merak ettim ve baktım. işte hepsi bu.”
“ne vardı içinde” diye sordu, gabor. fakat sert bir fırtınanın kopmak üzere olduğunu da hissetmiş olmalıydı. çünkü, sesi titriyordu sorarken.
“karmaşık denklemlerin türetildiği bir programdı. sonunda da şifrelenmiş bir mesaj vardı. ben, bu düzeydeki fizikten anlamadığım için denklemlerle uğraşmadım. mesajı deşifre etmek daha cazip geldi ve bir hafta kadar sonra da başardım. yani, iki hafta önce. aslında bunu sırf merak ettiğim için yaptım başka bir nedenle değil. tabi esrarengiz cümlelerle karşılaşınca da gerisini getirdim.”
dr.gabor, kalbinin kulağının dibinde vurduğunu hissediyor heyecandan bayılmamak için kendini zorluyordu. yine de tüm cesaretini toplayıp sordu:
“ne yazıyordu?”
foster, konuşmanın başından beri sehpanın üzerinde diğerlerinden ayrı duran bir sayfayı alıp usulca dr.gabor’a uzattı. gabor biraz önce çıkarttığı gözlüğünü tekrar taktı ve kendisinin duyabileceği bir sesle okumaya başladı:
“ bizler yıllarca kendi çıkarlarımız için hayvanları kullanmadık mı?
atları,
domuzlan.
bazısının sırtlarına bindik,
bazısını kesip yedik.
her yeni ilacı bir kobayda denemedik mi?
çoğu öldü.
ya fareleri labirentlerde koşuşturmadık mı?
nasıl düşündüklerini anlamak için.
hatta bir köpeği sputnik-2 ile uzaya göndermedik mi?
insanın zarar görmeden yörüngede dolaşabileceğini kanıtlamak için.
ve daha neler neler yaptık
insanları bile kullandık deney için.
o halde o’brien’ı, braunwald’ı ya da diğerlerini nasıl suçlayabilirim?
bir fare, bir insanı nasıl suçlayabilir ki?
hayır, suçlamıyorum, aksine saygı duyuyorum tüm gerçek evren
dr. jim richardson ”
dr. gabor, bir yandan tekrar tekrar okuyor; her bitirişinde de cıkcıklayıp “çıldırmak işten bile değil” diyordu içinden. bozuk bir plak gibi “gerçek evrenler de ne demek oluyor?” diye ardısıra soruyordu kendine.
hep aynı türden sorular, bir demircinin ağır çekici gibi amansızca dövüyordu beynini.
hem düşünme disiplininden kopmamaya çalışıyor hem de o güne dek kobaylar üzerinde yaptığı deneyler bir bir gözünün önünden geçiyordu ışık hızıyla. arada bir lanet olsun!” diye söylenip başa dönüyordu yeniden.
foster ise düşünen adam heykelinin atlet giymiş halinden pek farklı değildi.
nihayet, arkadaşının kafasındaki dalgaların durulmasını beklememeye karar verdi:
“uyarmıştım seni”
“fareler!.. o’brien!.. braunwald!.. gerçek evrenler!..” diyerek ayağa fırladı dr. gabor. “ne diyor bu adam?” diye de bağırdı.
“bilmiyorum” dedi, foster ve hemen ekledi “galiba oyun oynamaktan hoşlanan birileri var. richy, bunu çözmüş olmalı”
dr.gabor, “nasıl bir oyun bu?” diye sormaya hazırlanıyordu ki; kapının zili, her ikisini de yerlerinden sıçratacak kadar kuvvetlice çaldı. oysa iki saniye bile sürmemişti.
öylece kapıya bakıyorlar, fakat yerlerinden kımıldamaya da pek niyetli görünmüyorlardı. en sonunda, daha sakin olan foster, ayağa kalkıp “bu saatte kim gelmiş olabilir” diye içinden geçirerek kapıya yöneldi. ama sezgileri, bunun normal bir ziyaret olmadığını söylüyor, içini ürpertiyordu.
dr.gabor ise tekrar koltuğuna oturmuş; infazdan önce son isteği sorulan bir mahkumun kaderine razı görüntüsünü taşıyor ve suskunluğu tercih ediyordu.
“iyi geceyarıları bay foster” dedi dr.o’brien kapı aralığından.
foster, emin olmak istiyordu “bay o’brien?”
“ta kendisiyim.sizinle kapı aralığında da olsa tanışmaktan büyük zevk duydum bay foster”
foster, kapı zincirini çıkartmak ve davetsiz konuğu içeri almak zorunda kalmıştı.
o’brien’ın üzerinde lacivert bir takım elbise vardı ve elinde de bir pipo yanıyordu. kendini beğenmiş bir saray soylusunun ukalaca tavırlarıyla odanın ortasına kadar yürüyüp, durdu.
“merhaba, bay gabor”

dr. gabor, belli belirsiz başını salladı sadece. o sırada dr. o’brien, şüpheci bakışlarla etrafa göz gezdiriyordu. duvardaki tabloyu göstererek “lucas cranach. onaltıncı yüzyıl. eğer yanılmıyorsam, insanın cennetten kovuluşunu, yani ayıp duygusunu keşfedişini anlatıyor. iyi bir kopya.” dedi.
“buraya neden geldiniz bay o’brien” diye sordu foster.
“her şeyin bir sırası vardır” deyip piposundan bir nefes çekti. sonra da koltuğu işaret ederek “bay foster, lütfen bay gabor’un yanına oturun” dedi.
foster, sakince söyleneni yaptı. sonra da bir kaşını kaldırıp
“şimdi sıra sizde, bay o’brien. dinliyoruz” dedi.
dr.o’brien, biraz evvel foster’ın oturduğu koltuğa yerleşip “buraya laf olsun diye gelmediğimi anlamışsınızdır baylar. dr.gabor’un disketi getirmesinden sonra bay foster’ın da kapalı ağı yasa dışı yollardan kullanması şüphelerimi pekiştirdi... ama herşey kontrolümüz altında olduğu için müdahale etmedim. hatta cerrahımla yani dr.pernoll’la konuşmanıza bile izin verdim. biraz oyun oynamak sizin de hakkınız; her ne kadar oyun içinde oyunun fazla bir anlamı olmasa da. bizim için tedbirli olmak çok önemlidir, baylar.”
foster, oyunun sonuna geldiklerini hissettiğinden rahatça sordu:
“dr.o’brien, kimsiniz siz?”
“bunu çok merak ettiğinizi biliyorum, baylar. emin olun ki tüm merakınızı gidermek için buradayım. ayrıca neleri öğrenmek istediğinizi de çok iyi biliyorum” dedi, kulağını göstererek.
foster, atılıverdi hemen:
“demek dinliyordunuz bizi.. bunu tahmin etmeliydim.... peki, ne zamandan beri?”
“başından beri, baylar. başından beri. dr.richardson’un konuştuğu herkesi. karısını,  arkadaşlarını, yani herkesi. tedbir, baylar. iyi bir düzen için tedbir şarttır.”
foster’ın merak ettiği de buydu.
“gerçekte ne için tedbirli olmanız gerekiyordu?”
“projenin düzeni için tabi. bazı şeyler vardır; herkese, özellikle de halka açıklayamazsınız. sonra ortalık karışır ve düzen bozulur. düzen bozulursa da projeler yarım kalır. öyle değil mi, bay foster?”
“benim ne sorduğumu gayet iyi anladınız, ama sadece laf kalabalığı yapıyorsunuz, bay o’brien ya da isminiz her ne ise?” dedi foster. bunun üzerine sıkı bir kahkaha attı ziyaretçi. “sohbete biraz ısınalım istedim, baylar. lütfen sabırsızlanmayın. nasılsa zamanımız konuşmak için yeterli” deyip foster’a döndü:
“söyler misiniz, bay foster; ne biliyorsunuz bu konuda?”
“yapay madde projesinin sadece bir oyun olduğunu. bu oyunda sizin, braunwald’un ve başkalarının rolü olduğunu ve bazı insanların seçilmiş farelerden farksız olduğunu”
“mükemmel!.. gerçekten mükemmel!” dedi, o’brien. hayranlık dolu gözlerle bakıyordu foster’a.
dr. gabor ise henüz bir şeyler anlayabilmiş değildi ve sessizliği tercih ediyordu.
“belirsizlikleri bir kenara bırakıp gerçekleri konuşalım artık” dedi foster. “haydi artık ne anlatacaksan anlat” dercesine ellerini açıp konuşmaya davet etti o’brien’ı.
“sanırım bazı şeyleri yüzeysel olarak konuşmanın zararı olmaz. nasılsa gerekli tedbirler alındı” dedi o’brien ve sönmüş olan piposunu tekrar yaktıktan sonra anlatmaya koyuldu:
“düşüncenin boyutlar arasında hareket edebilmesi, yani boyut değiştirebilmesi mümkündür  baylar. gerçek evrenlerde en hızlı madde, düşüncedir. oysa şu an içinde bulunduğunuz 4 boyutlu kuramsal evren, ışık hızı ile sınırlıdır. bu da boyut atlamayı imkansız hale getirir ve düşünceyi kendi içine hapseder. tabi bu, bazı matematiksel zorunluluklardan kaynaklanır.... ben, dr.braunwald ve birkaç arkadaşım daha gerçek bir evrenden olmanın avantajını kullanıyoruz. aksi takdirde bu vücudu (kendini gösteriyordu) kullanamazdım... bunu televizyonun uzaktan kumanda mekanizması gibi düşünebilirsiniz. biz buna  ‘direkt bağlantı’ deriz. kolay bir iştir. ancak önemli olan nokta iyi bir şekillenmedir. düzgün olmayan farklı yüzeylerin ışığı farklı şekilde kırdığını bilirsiniz. eğer iyi bir şekillenmeyi pseudokozmik koşullarda sağlayabilirseniz bağlantı tamamlanmış olur. yüz üzerinde birkaç ince değişiklik problemi çözüyor, ama kişilik gibi içgüdüsel, duygusal ve düşünsellikle  içiçe olan bazı yapay canlı özelliklerini etkisizleştirmek hep zor olmuştur.”

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!

Hakkımda

YAKINDA GENİŞ BİR HİKAYE VE YAZI ARŞİVİ BURDA OLACAK.. EĞER PAYLAŞMAK İSTEDİĞİNİZ GÜZEL HİKAYELER VARSA bay_ersoy@yahoo.com ADRESİNE MAIL İLE YOLLAYABİLİRSİNİZ...!!

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS

Arkadaşlar

cemre
Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
Son Sayfa | Sonraki Sayfa