{T}{U}{N}{G}{S}{T}{E}{N}

• 18/6/2005 - BÜYÜK SIR - BÖLÜM V

Kategori: Hikayeler

dr. gabor, o’brien’ın sözünü kesti:
“şu ameliyat hikayesinin nedeni bu demek ayrıca, akrabası olmayan bir aileyi seçmenizin ve karısını dr.braunwald’u terketmesinin sebebi de anlaşıldı, şimdi: kişilik! öyle değil mi?”
“doğru, bay gabor. bu nedenle arkada iz bırakmak istemedik. yani, tedbir meselesi.”
dr.gabor, biraz suçlayıcı bir melodi ile “o halde, petersdorf’un, martin’in ve richardson’un yüzlerini tanınmayacak hale getirmenin ne anlamı vardır diye sordu.
“siz, sandığım kadar zeki değilmişsiniz, bay gabor’ diye karşılık verdi, o’brien .
foster, hiç beklemeden atıldı söze
“yani onların aslında ölmediğini mi söylemeye çalışıyor sun?”
“aynen öyle.
“bunu tahmin etmiştim. ölenler başkalarıydı. bir başka deyişle onların yerine fiziken uygun olanlar gömüldü. richy ve diğerleri de labirenti tamamlayan farelerdi” dedi, foster. yavaş yavaş herşey netleşiyordu.
“büyük sır’ı inceden inceye bilen kişilerin elini kolunu sallayarak sokakta dolaşmalarına izin veremezdik. ayrıca, onlar bizim için çok değerli. herşeyi onları elde edebilmek için yaptık.”
foster, birden kahkahalarla gülmeye başladı. oysa, gabor’un ağzını bıçak açmıyordu o an.
o’brien, bir süre foster’ın susmasını bekledi, ama o da açıkça hoşlanmıştı bundan. kahkahalar kesilince sordu:
“neden bu kadar güldünüz?”
“galiba anlıyorum bazı şeyleri. bu, aslında hem çok korkunç hem de çok gülünç bir durum... ama doğrusu, sizin ağzınızdan duymak isterim.”
“sanırım, büyük sırın tam manasıyla ne olduğunu bilmek istiyorsunuz.”
“evet” diyerek başını salladı, foster.
“bunu zevkle anlatırım” deyip piposunu sehpanın üzerine bıraktı ve ciddiyetle anlatmaya koyuldu:
“gerçek bir evren en az 7 boyutlu olmak zorundadır. yani; 7 boyuttan daha az boyuta sahip evrenler yapaydır ve çeşitli nedenlerle laboratuarda yapılırlar: deney için olabilir, eğlenmek için olabilir ya da bizimki gibi ödev için olabilir. tabi daha pek çok sebebi olabilir.
ama önemli olan onu çok iyi organize etmektir. küçük bir hesap hatası her şeyi allak-bullak edebilir. ve cezalandırılırsınız. eğer bu, bizimki gibi bir ödev meselesi ise her şeyi iki yüz yerel yılda halletmeniz gerekir.
bir ödev çalışmasında üç aşama vardır, baylar: ilki, ön çalışmalar ve inandırıcı modeller; ikincisi, iyi bir düzen ve üçüncüsü ise iyi bir seçimdir. her aşamada çok dikkatli olmak gerekir. neyse ki okulun en çalışkanı, yani sizin dr.braunwald olarak bildiğiniz kişi bizim grupta. “
foster, o’brien’ın sözünü kesip “şu birinci aşamadan bahsetsene biraz” dedi, merakla.
“ kısaca anlatayım, bay foster. bu gezegenin ve dış sisteminin çok iyi hazırlanması demektir. üst düzey işlemciler, uygun yazılımlar ve telemikrorobotlar sayesinde hallederiz bu işi.
sizler, dünyanın 4.6 milyar yaşında olduğunu söylüyorsunuz. işte inandırıcı modellerin başarısı budur. halbuki dünyanın yaşı, tabi diğer sistemlerin de, sadece 198’dir.
yani, bu gezegende hiçbir zaman dinazorlar olmadı. eski mısır diye bir yer de yoktu. ne aristoteles, ne leucippos ve ne de büyük iskender diye biri vardı. aztekler, mayalar ve diğer eski medeniyetler. hepsi de dr.braunwald’un sıradan birer tasarımıydılar.... mükemmel bir tasarımcıdır o.
herşey 1792’de başladı. tabi biz bu sayıyı verdik; başka bir sayı da olabilirdi.
demek istediğim, eğer tasarım iyi olursa düzen de kendiliğinden geliyor. ancak biraz teknik bir uygarlık oluşturduğumuzda problemler de artıyor. neredeyse projeyi bozacak kadar silahlandınız. neyse ki zamanında müdahale ettik de kurtardık”
dr. gabor, dilini ya yutmak üzereydi, ya da yutmuştu. bir koltuğa oturtulmuş donuk yüzlü bir manken kadar çaresiz görünüyordu.
foster ise genellikle sakin ifadesini koruyordu. bazen heyecanlanıyor, ama kısa sürede toparlıyordu kendini. o’brien’ın cümlesi biter bitmez söze girdi:
“yani, kayalardaki uranyum 238-kurşun 206 oranı kasıtlıydı. tabi karbon testleri de istenen sonucu veriyordu. toprak altından çıkarılan iskeletler, fosiller, hatta antik şehirler bile sahteydi”
“bravo, bay foster” dedi o’brien.
ya düzen?” diye sordu, foster.
o’brien, bir süre düşünüp gülümsedi.
“ben, ortaokuldayken eğitmenimiz bir dönem bitirme ödevi vermişti. iki reel boyutlu düzlemsel yapay canlılarda en hızlı hareket edebilenleri elde edecektik. biraz üstünkörü çalıştığım için durumu farkeden bir kaç zeki düzlemsel varlık, haberi yayıverdiler. ve ortalık karıştı. sonuçta düzen bozuldu ve biz de en hızlıyı bulamadık... o sene sınıfta kalmıştım.
daha önce de söyledim; iyi bir tasarım ardından düzen de geliyor ama tedbirlerle desteklemek lazım.
madem bunlardan bahsettik seçimin ne olduğunu da açıklayayım, baylar” dedi, o’brien. ayağa kalkıp ceketini çıkardı; gömleğinin birkaç düğmesini açtıktan sonra “böyle daha iyi” diyerek devam etti:
“yapay evren denklemi, 7 boyutlu gerçek evrenlerde sıradan bir lise sorusudur. ama teorik olarak, 4 boyutlu bir yapay evrende düşünce, ışık hızı ile sınırlı olduğundan; çözülebilecek en zor sorulardandır. bir başka ifadeyle, 4 boyutlu bir yapay canlı bu sorunun altından kalkabilirse, zekasının doruk noktasında demektir. bizim için önemli olan da bu.”
“sizin için önemli olan en zekileri seçmekti o halde” dedi,
“evet, bay foster. en zeki beş yapay canlıyı elde etmek. birincisi einstein’dı. martin, richardson ve petersdorf; etti dört. herşey 1792’de başladığına göre geriye sadece iki yıl kaldı ve bu sürede kimse yapay evren’ denklemini çözemez.”
o’brien, gözlerini foster’a dikip bir süre düşündü. ardından da “siz de beşincisiniz, bay foster”dedi.
“ama ben, sandığınız kadar zeki olmayabilirim.”
“o kadar mühim değil. amacımız ödevi iyi bir şekilde tamamlamak sadece. diğer grupların bizim kadar başarılı olacağını sanmıyorum.”
foster, tekrar gülmeye başladı bu sefer dr. gabor da ona eşlik ediyordu. koca oda, çılgınca uçuşan kahkahalarla dolmuştu bir anda.
foster, bir yandan kadehleri dolduruyor diğer yandan da “büyük adam!.. büyük richy!” diye bağırıyordu. kadehini kaldırıp “farelere, insanlara ve o’brien’a içiyorum!” diye haykırdı delice
o’brien, bir ara “biraz susun” anlamında bir işaret yaptı eliyle.
“baylar, sizler için yarın bir cenaze töreni hazırlayacağım. biliyorsunuz; foster benimle gelecek.bay gabor içinse, bir şeyler yapabileceğimi sanmıyorum. üzgünüm bay gabor.
dr. gabor, hiç umursamadan “boş ver. sen uygun bir şeyler ayarla yeter” diye karşılık verdi. sonra da kahkahalarla gülmeye devam ettiler.
“düzen, tedbirle sağlanır, baylar diyordu o’brien ara sıra.

-son-

“eğer bir gün, matematiksel olarak yokluğumuzu ispat edersek, yokluğunu kanıtlayan şey karşısındaki durumumuz ne olacak?”

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!

• 2005-06-22 09:37:02 - arşiv..

Yazan: ismail
blogunuzun bir hikaye ve yazı arşivi olması güzel..
fakat mümkünse kısa hikayeler olması daha iyidir. Çünkü gördüğüm kadarıyla bloglardaki uzun yazılar pek okunmuyor..

Başarılar..
Bağlantı

Hakkımda

YAKINDA GENİŞ BİR HİKAYE VE YAZI ARŞİVİ BURDA OLACAK.. EĞER PAYLAŞMAK İSTEDİĞİNİZ GÜZEL HİKAYELER VARSA bay_ersoy@yahoo.com ADRESİNE MAIL İLE YOLLAYABİLİRSİNİZ...!!

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS

Arkadaşlar

cemre
Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
| Sonraki Sayfa