<?xml version="1.0" encoding="utf-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>{T}{U}{N}{G}{S}{T}{E}{N}</title>
        <description>YAKINDA GENİŞ BİR HİKAYE VE YAZI ARŞİVİ BURDA OLACAK.. 
EĞER PAYLAŞMAK İSTEDİĞİNİZ GÜZEL HİKAYELER VARSA bay_ersoy@yahoo.com ADRESİNE MAIL İLE YOLLAYABİLİRSİNİZ...!!</description>
        <link>http://tungsten.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Sat, 07 Nov 2009 17:01:38 +0200</lastBuildDate>
     
        <item>
            <title>BÜYÜK SIR - BÖLÜM V</title>
            <link>http://tungsten.blogcu.com/buyuk-sir-bolum-v_10110.html</link>
            <guid>http://tungsten.blogcu.com/buyuk-sir-bolum-v_10110.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;dr. gabor, o&amp;#8217;brien&amp;#8217;ın sözünü kesti:&lt;BR&gt;&amp;#8220;şu ameliyat hikayesinin nedeni bu demek ayrıca, akrabası olmayan bir aileyi seçmenizin ve karısını dr.braunwald&amp;#8217;u terketmesinin sebebi de anlaşıldı, şimdi: kişilik! öyle değil mi?&amp;#8221;&lt;BR&gt;&amp;#8220;doğru, bay gabor. bu nedenle arkada iz bırakmak istemedik. yani, tedbir meselesi.&amp;#8221;&lt;BR&gt;dr.gabor, biraz suçlayıcı bir melodi ile &amp;#8220;o halde, petersdorf&amp;#8217;un, martin&amp;#8217;in ve richardson&amp;#8217;un yüzlerini tanınmayacak hale getirmenin ne anlamı vardır diye sordu.&lt;BR&gt;&amp;#8220;siz, sandığım kadar zeki değilmişsiniz, bay gabor&amp;#8217; diye karşılık verdi, o&amp;#8217;brien .&lt;BR&gt;foster, hiç beklemeden atıldı söze&lt;BR&gt;&amp;#8220;yani onların aslında ölmediğini mi söylemeye çalışıyor sun?&amp;#8221;&lt;BR&gt;&amp;#8220;aynen öyle.&lt;BR&gt;&amp;#8220;bunu tahmin etmiştim. ölenler başkalarıydı. bir başka deyişle onların yerine fiziken uygun olanlar gömüldü. richy ve diğerleri de labirenti tamamlayan farelerdi&amp;#8221; dedi, foster. yavaş yavaş herşey netleşiyordu.&lt;BR&gt;&amp;#8220;büyük sır&amp;#8217;ı inceden inceye bilen kişilerin elini kolunu sallayarak sokakta dolaşmalarına izin veremezdik. ayrıca, onlar bizim için çok değerli. herşeyi onları elde edebilmek için yaptık.&amp;#8221;&lt;BR&gt;foster, birden kahkahalarla gülmeye başladı. oysa, gabor&amp;#8217;un ağzını bıçak açmıyordu o an.&lt;BR&gt;o&amp;#8217;brien, bir süre foster&amp;#8217;ın susmasını bekledi, ama o da açıkça hoşlanmıştı bundan. kahkahalar kesilince sordu:&lt;BR&gt;&amp;#8220;neden bu kadar güldünüz?&amp;#8221;&lt;BR&gt;&amp;#8220;galiba anlıyorum bazı şeyleri. bu, aslında hem çok korkunç hem de çok gülünç bir durum... ama doğrusu, sizin ağzınızdan duymak isterim.&amp;#8221;&lt;BR&gt;&amp;#8220;sanırım, büyük sırın tam manasıyla ne olduğunu bilmek istiyorsunuz.&amp;#8221;&lt;BR&gt;&amp;#8220;evet&amp;#8221; diyerek başını salladı, foster.&lt;BR&gt;&amp;#8220;bunu zevkle anlatırım&amp;#8221; deyip piposunu sehpanın üzerine bıraktı ve ciddiyetle anlatmaya koyuldu:&lt;BR&gt;&amp;#8220;gerçek bir evren en az 7 boyutlu olmak zorund.. ( &lt;a href=&quot;http://tungsten.blogcu.com/buyuk-sir-bolum-v_10110.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 18 Jun 2005 09:54:01 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>BÜYÜK SIR - BÖLÜM IV</title>
            <link>http://tungsten.blogcu.com/buyuk-sir-bolum-iv_10108.html</link>
            <guid>http://tungsten.blogcu.com/buyuk-sir-bolum-iv_10108.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;gabor, o&amp;#8217;brien&amp;#8217;ın odasındaki tuhaf atmosferi hatırlayıvermişti bir anda. o sırada foster, devam ediyordu:&lt;BR&gt;&amp;#8220;onu masanın üzerinde görmüştüm. o gün kopya etmem gereken disketler vardı ve onlardan biri sandım. epey sonra benimkilerden olmadığını farkettim. öyle olunca da tekrar masaya bıraktım. kopyasına da dokunmadım. nasılsa üzerine başka kayıt geçebilirim diye. üç hafta önce, içinde ne olduğunu merak ettim ve baktım. işte hepsi bu.&amp;#8221;&lt;BR&gt;&amp;#8220;ne vardı içinde&amp;#8221; diye sordu, gabor. fakat sert bir fırtınanın kopmak üzere olduğunu da hissetmiş olmalıydı. çünkü, sesi titriyordu sorarken.&lt;BR&gt;&amp;#8220;karmaşık denklemlerin türetildiği bir programdı. sonunda da şifrelenmiş bir mesaj vardı. ben, bu düzeydeki fizikten anlamadığım için denklemlerle uğraşmadım. mesajı deşifre etmek daha cazip geldi ve bir hafta kadar sonra da başardım. yani, iki hafta önce. aslında bunu sırf merak ettiğim için yaptım başka bir nedenle değil. tabi esrarengiz cümlelerle karşılaşınca da gerisini getirdim.&amp;#8221;&lt;BR&gt;dr.gabor, kalbinin kulağının dibinde vurduğunu hissediyor heyecandan bayılmamak için kendini zorluyordu. yine de tüm cesaretini toplayıp sordu:&lt;BR&gt;&amp;#8220;ne yazıyordu?&amp;#8221;&lt;BR&gt;foster, konuşmanın başından beri sehpanın üzerinde diğerlerinden ayrı duran bir sayfayı alıp usulca dr.gabor&amp;#8217;a uzattı. gabor biraz önce çıkarttığı gözlüğünü tekrar taktı ve kendisinin duyabileceği bir sesle okumaya başladı:&lt;BR&gt;&amp;#8220; bizler yıllarca kendi çıkarlarımız için hayvanları kullanmadık mı?&lt;BR&gt;atları,&lt;BR&gt;domuzlan.&lt;BR&gt;bazısının sırtlarına bindik,&lt;BR&gt;bazısını kesip yedik.&lt;BR&gt;her yeni ilacı bir kobayda denemedik mi?&lt;BR&gt;çoğu öldü.&lt;BR&gt;ya fareleri labirentlerde koşuşturmadık mı?&lt;BR&gt;nasıl düşündüklerini anlamak için.&lt;BR&gt;hatta bir köpeği sputnik-2 ile uzaya göndermedik mi?&lt;BR&gt;insanın zarar görmeden yörüngede dolaşabileceğini kanıtlamak için.&lt;BR&gt;ve daha neler neler yaptık&lt;BR&gt;insanları bile kullandı.. ( &lt;a href=&quot;http://tungsten.blogcu.com/buyuk-sir-bolum-iv_10108.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 18 Jun 2005 09:54:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>BÜYÜK SIR - BÖLÜM III</title>
            <link>http://tungsten.blogcu.com/buyuk-sir-bolum-iii_10107.html</link>
            <guid>http://tungsten.blogcu.com/buyuk-sir-bolum-iii_10107.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;(la - california) trafik kazaları, sadece dikkatsizlerin, içkili sürücülerin veya hız hastalarının değil, dünyaca ünlü usta bilimcilerin de hayatına mal oluyor. dr.martin, hurdaya dönen arabasından çıkartıldığında tanınmayacak haldeydi&lt;BR&gt;dr.martin, henüz 51 yaşındaydı ve california üniversitesi&amp;#8217;nin önde gelen fizik profesörlerindendi. daha iki hafta önceki wyoming konferansında, fizikçilerin &amp;#8216;büyük sır&amp;#8217; da dedikleri yapay madde projesi&amp;#8217;ni tamamlamak üzere olduğunu söylemişti. yazık ki &amp;#8216;büyük sır&amp;#8217;, dr. martin ile beraber gömüldü.&lt;BR&gt;1939&amp;#8217;da kuzey carolina&amp;#8217;da...........&lt;BR&gt;&amp;#8220;tamam, bu kadar yeter&amp;#8221; dedi, foster.&lt;BR&gt;&amp;#8220;richy bana dr. martin&amp;#8217;in de yapay madde projesinde çalışmış olduğunu söylemişti... nereye varmak istediğini bilmiyorum, ama bunda bir gariplik sezemedim&amp;#8221; dedi gabor ve ardından derginin ilk sayfasını çevirip tarihini mırıldandı:&lt;BR&gt;&amp;#8220;2 mart 1986. yaklaşık dört yıl önce.&amp;#8221;&lt;BR&gt;&amp;#8220;bir haber daha var dostum. 18 temmuz 1983 tarihli bir gazetede. ilk sayfa ikinci sütun en altta. altı çizili olan yerleri okur musun lütfen&amp;#8221; diyerek uzattı gazeteyi.&lt;BR&gt;haberi bir çırpıda okuyan gabor, bir süre düşünüp &amp;#8220;dr.petersdorf ha!&amp;#8221; diye sessizce söylendi. sonra da:&lt;BR&gt;&amp;#8220;uçak kazasında öldüğünü, duymuştum... ama dr. martinden bahsettiğimiz gün, bu yapay madde projesini ilk kez berlin üniversitesi&amp;#8217;nin başlattığını da söylemişti bana. ancak dr.petersdorf&amp;#8217;un proje ile ilgisi olduğundan hiç bahsetmemişti. yoksa hatırlardım&amp;#8221; dedi ve biraz bekledikten sonra &amp;#8220;uçak kazası ha!&amp;#8221; diye yineledi birkaç defa.&lt;BR&gt;petersdorf ile ilgili olanlar bu kadar değil, devamını dinle. bir sigara yakıp devam etti:&lt;BR&gt;&amp;#8220;pek ünlü olmayan bir bilim dergisi, 9 temmuz&amp;#8217;da yani kazadan dokuz gün önce detaylı bir röportaj yapmış. &amp;#8216;problem, büyük sır&amp;#8217;ı çözebilmek değil.. ( &lt;a href=&quot;http://tungsten.blogcu.com/buyuk-sir-bolum-iii_10107.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 18 Jun 2005 09:53:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>BÜYÜK SIR - BÖLÜM II</title>
            <link>http://tungsten.blogcu.com/buyuk-sir-bolum-ii_10106.html</link>
            <guid>http://tungsten.blogcu.com/buyuk-sir-bolum-ii_10106.html</guid> 
            <description>&amp;#8220;ölümünden bir gün evvel evindeydi ve sarhoş olana kadar içtik o gece. daha sonra da taksi ile evine gönderdim&amp;#8221; gabor, kitap ve disketi masaya koyup devam etti:&lt;BR&gt;&amp;#8220;bunları bizde unutmuş. öldüğü günün sabahı, yani cuma sabahı telefon etti ve bunları bugünden için size bırakmamı söyledi. bu sebeple buradayım.&amp;#8221;&lt;BR&gt;dr.o&amp;#8217;brien&amp;#8217;ın yüzü bir anda sertleşmişti. piposunu acemice söndürdükten sonra disketi&amp;nbsp; masasının çekmecesine koydu. ama bütün bunları yaparken sinsice bir şeyler düşündüğü de belli oluyordu yüz ifadesinden. yavaşça ayağa kalktı:&lt;BR&gt;&amp;#8220;bay gabor, ziyaretiniz için teşekkür ederim. umarım tekrar görüşürüz.&amp;#8221;&lt;BR&gt;dr.gabor, bunun bir tür kovulma olduğunu farketmişti, ama bu hızlı gelişmeye bir anlam veremiyordu. bir şey söylemeden kalkıp kapıya yöneldi. tam çıkmak üzereyken dönüp &amp;#8220;dr.richardson bana telefonda büyük sır&amp;#8217;a çok yaklaştığını ve bunun ürkütücü olduğunu söylemişti. sizce ne demek istemiş olabilir diye sordu.&lt;BR&gt;dr.o&amp;#8217;brien, soğuk tavırlarla ellerini &amp;#8220;bilmiyorum manasında iki yana açtı. inanın bana hiç bir fikrim yok. üzgünüm&amp;#8221; diye de ekledi.&lt;BR&gt;dr.o&amp;#8217;brien, iyi bir bilimci olabilirdi, fakat kötü bir aktör olduğunu kendisi bile farketmiş olmalıydı. yazık ki dr.gabor, dr.o&amp;#8217;brien&amp;#8217;dan bir açıklama isteyecek durumda değildi. &amp;#8220;anlıyorum&amp;#8221; diyerek odadan ayrıldı.&lt;BR&gt;richy&amp;#8217;nin ölümünden bu yana bir aydan biraz daha fazla zaman geçmişti. dr. gabor ise, bir hafta sonra vereceği konferansı düşünüyordu. gerçi konu hakkında fazlasıyla bilgi sahibiydi, ama bilimcilere konferans vermenin sıkıntısını hissederdi hep.&lt;BR&gt;kendisine sorulabilecek en can alıcı soruları daha şimdiden tahmin edebiliyor ve bu saldırılar dan nasıl kaçabileceğini tasarlıyordu.&lt;BR&gt;yere oturmuştu. önünde kitap, dergi ve makale fotokopilerinin oluşturduğu sığ bir kelimeler denizi vardı. ancak gabor&amp;#8217;un canını sıkan, karaya ot.. ( &lt;a href=&quot;http://tungsten.blogcu.com/buyuk-sir-bolum-ii_10106.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 18 Jun 2005 09:45:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>BÜYÜK SIR - BÖLÜM I</title>
            <link>http://tungsten.blogcu.com/buyuk-sir-bolum-i_10105.html</link>
            <guid>http://tungsten.blogcu.com/buyuk-sir-bolum-i_10105.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;dr.gabor ve mühendis foster için ilik ve bulutsuz bir bahar sabahı da olsa yakın arkadaşları dr.richardson&amp;#8217;un cenaze töreninin dehşet ya da zevk verici bir yanı yoktu.&lt;BR&gt;dr.richardson&amp;#8217;un &amp;#8220;insanlar, doğar ve ölür; işte bütün mesele bu&amp;#8221; diyen o tombul ve kırmızı&amp;nbsp; dudakları kendi zamansız sonu karşısında sonsuzluğun en uzak noktasına, belki daha da ötesine kadar kıpırdanmamak üzere donmuştu.&lt;BR&gt;&amp;#8220;ölüm, tamamen yok olmak değildir; belirlenemeyen bir zamanda gerçekleşen ve bizim kontrol edemediğimiz bir transformasyondur&amp;#8221; derdi, richardson.&lt;BR&gt;dr.gabor&amp;#8217;un üzerinde siyah bir takım elbise vardı. oysa richy (ona kısaca böyle derlerdi) &amp;#8220;sen öldüğün gün beyaz bir pantolon ile sarı bir gömlek giyeceğim ve mezarının başımda brendi içip şarkı söyleyeceğim&amp;#8221; diye dalga geçerdi gabor ile.&lt;BR&gt;richy, gabor ve foster&amp;#8217;a karşı gerçekte derin bir saygınlık duyar, fakat sözleriyle de hep aşağılamaya özen gösterirdi. foster ise onu &amp;#8220;tanrı seni ukalalığın sınırlarını belirleyebilmek için yaratmış olmalı, zavallı kaçık!&amp;#8221; diye azarlar sonra da kahkahalarla gülerlerdi.&lt;BR&gt;dr. gabor, aslında soğuk kanlı bir bilim adamıydı. ölümün ebediyyen yok olmak olduğu şeklindeki klasik düşünceye bağlıydı ve richy, artık yoktu. babasını onsekiz yaşındayken kaybetmişti ve o günden beri ilk defa ağlıyordu; tam yirmibir yıldır ilk defa.&lt;BR&gt;teskin edilen hep foster olmuştu o güne kadar. halbuki mühendis foster, kendisinden beklenmeyecek ölçüde sakin ve ılımlı görünüyordu. ama bu görüntünün altında dev fırtınaların koptuğu darmadağın bir atmosfer bulunduğunu dr.gabor&amp;#8217;dan daha iyi hiç kimse bilemezdi. tabi bir de richy... zavallı richy.&lt;BR&gt;cenaze törenlerinin klasikleşmiş bir programı vardı. bir din adamı, kulak okşayan türden laflar eder, o sırada orada bulunanlar da kendi cenaze törenlerini tasavvur edip tuhaf duygulara kapılırlardı. herkes siyaha yakın tonları tercih e.. ( &lt;a href=&quot;http://tungsten.blogcu.com/buyuk-sir-bolum-i_10105.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 18 Jun 2005 09:43:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title> DOLMUŞ</title>
            <link>http://tungsten.blogcu.com/dolmus_9627.html</link>
            <guid>http://tungsten.blogcu.com/dolmus_9627.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;Bir acelesi olduğunu, onu görür görmez anlamıştım. Sağanak hâlinde yağan yağmura aldırış bile etmiyor ve bükülmüş beline rağmen sağa sola koşuşuyordu. &lt;BR&gt;Yanına sokularak: &lt;BR&gt;&amp;#8212; Hayrola teyzeciğim, dedim. Bir derdiniz mi var? Sıcak bir tebessümle: &lt;BR&gt;&amp;#8212; Buraların yabancısıyım evlâdım, dedi. Hastahane tarafına gidecek bir araba arıyorum. &lt;BR&gt;&amp;#8212; Biraz beklerseniz aynı dolmuşa binebiliriz, dedim. Oraya geldiğimizde size haber veririm. &lt;BR&gt;Teşekkür ederek yanıma yaklaştı ve küçük bir çocuk gibi şemsiyemin altına girdi. Nurlu yüzü yağmur damlacıklarıyla ıslanmış ve yanacıkları pembe pembe olmuştu. &lt;BR&gt;&amp;#8212; Torunlarımdan biri menenjit geçirdi, diye devam etti. Ziyaret saati bitmeden dolaşmak istemiştim. &lt;BR&gt;Saatime baktıktan sonra: &lt;BR&gt;&amp;#8212; 20 dakikanız var, dedim. Hastahane yakın ama, bu havada pek araba bulunmuyor. &lt;BR&gt;Durağa herkesten önce geldiğimiz için dolmuşa da rahatça bineceğimizi zannediyordum. Ancak araba yanaştığında, arkamızda duran 4-5 kişinin bir anda hücum ettiğini gördüm. &lt;BR&gt;içeriye doluşan ve arkadaş oldukları anlaşılan adamlara: &lt;BR&gt;&amp;#8212; İlk önce biz gelmiştik, dedim. Sırayı bozmaya hakkınız var mı? &lt;BR&gt;Ön koltukta oturanı: &lt;BR&gt;&amp;#8212; Hak istiyorsan Hakkâri'ye gideceksin arkadaşım, dedi. Hem oradaki haklardan K.D.V. de alınmıyormuş. &lt;BR&gt;Bu lâf üzerine attıkları kahkahalarla bindikleri araba sarsılmış ve sinirlerim allak bullak olmuştu. &lt;BR&gt;Sakinleşmeye çalışarak: &lt;BR&gt;&amp;#8212; Ben biraz daha bekleyebilirim, dedim. Ama şu ihtiyar teyzenin hastahaneye yetişmesi gerekiyor. Bu defa şoför lâfa karışıp: &lt;BR&gt;&amp;#8212; Teyzenin arabaya falan ihtiyacı yok be kardeşim, dedi. Okuyup üfledi mi hastahaneye uçuverir. &lt;BR&gt;Tekrar kopan kahkahalarla birlikte araba uzaklaşıp gitti. Yaşlı kadına baktım, tevekkülle susuyordu. &lt;BR&gt;5-10 dakika sonra gelen bir başka dolmuşa onunla beraber bindim ve şoföre, teyzeyi hastahanede indirmesini söyledim. Yaşlı kadın,.. ( &lt;a href=&quot;http://tungsten.blogcu.com/dolmus_9627.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 17 Jun 2005 10:09:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>HİÇ</title>
            <link>http://tungsten.blogcu.com/hic_8660.html</link>
            <guid>http://tungsten.blogcu.com/hic_8660.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&quot; Kısacık bir öykü bu...ama hayatımıza yön veren bir öykü... &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Devrin valisi emrindeki yöneticiler ile atının üstünde &lt;BR&gt;şatafat içinde girer şehre... &lt;BR&gt;Yol kenarlarında insanlar iki büklüm el pençe divan &lt;BR&gt;selamlarlar...valiyi... &lt;BR&gt;Bütün bu şatafatlı itaat gösterileri arasında valinin &lt;BR&gt;gözleri, bir sokağın köşesinde yere çökmüş olan ve etrafındaki &lt;BR&gt;hiçbirşey ile ilgilenmeyen bir adama takılır... &lt;BR&gt;Perişan kılıklı, saçı sakalına karışmış bu adamın &lt;BR&gt;olduğu yere sürer atını vali... &lt;BR&gt;Atının üstünden inmeden,vakur ve sert bir ses tonu ile &lt;BR&gt;bağırır adama, &lt;BR&gt;- &quot;Behey adam, herkes benim şehre gelisimi el pençe &lt;BR&gt;karşılarken sen kimsin ki yerinden bile kıpırdamıyorsun? &quot; &lt;BR&gt;Perişan kılıklı adam istifini hiç bozmadan,sakallarının ve uzun &lt;BR&gt;saçlarının arasından belli belirsiz gözüken gözlerini valiye çevirerek : &lt;BR&gt;- &quot;Ben hiçim&quot; der... &lt;BR&gt;Vali daha da hiddetlenir, &lt;BR&gt;- &quot;Ne demek hiç, senin bir adın, şanın ünvanın yok mu bre adam&quot; der... &lt;BR&gt;- &quot;Senin var mı? &quot; der bu kez adam... &lt;BR&gt;Vali iyice şaşırır ama cevaplar, &amp;#8221;Gafil adam, nasıl anlamazsın, ben valiyim&amp;#8221; der. &lt;BR&gt;Adam aynı ses tonu ile sorar yine... &lt;BR&gt;- &quot;Peki daha sonra ne olacaksın?&quot; &lt;BR&gt;-&quot;Sadrazam olacağım.&quot; der vali... &lt;BR&gt;- &quot;Peki daha sonra?&quot; &lt;BR&gt;- &quot;Padişah olacağım...&quot; &lt;BR&gt;- &quot;Peki ya daha sonra?&quot; &lt;BR&gt;Kısa bir an duraksar vali ve; &lt;BR&gt;- &quot;Hiç&quot; der... &lt;BR&gt;Sadece gülümser perişan kılıklı adam... &lt;BR&gt;&lt;/P&gt;.. ( &lt;a href=&quot;http://tungsten.blogcu.com/hic_8660.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Tue, 14 Jun 2005 11:22:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Tuzlu Kahve</title>
            <link>http://tungsten.blogcu.com/tuzlu-kahve_8658.html</link>
            <guid>http://tungsten.blogcu.com/tuzlu-kahve_8658.html</guid> 
            <description>Kıza bir partide raslamıştı... Harika birşeydi. O gün peşinde o kadar delikanli vardi ki... Partinin sonunda kızı kahve icmeye davet etti. Kiz parti boyu dikkatini cekmeyen oglanin davetine sasirdi, ama tam bir kibarlik gösterisi yaparak kabul etti. Hemen kösedeki sirin kafeye oturdular. Delikanli öyle heyecanliydi ki, kalbinin carpmasindan konusamiyordu. Onun bu hali kizin da huzurunu kacirdi...&lt;BR&gt;-Ben artik gideyim&lt;BR&gt;demeye hazirlanirken, delikanli birden garsonu cagirdi...&lt;BR&gt;-Bana biraz tuz getirir misiniz&quot; dedi... Kahveme koymak icin...&lt;BR&gt;Yan masalardan bile saskin yüzler delikanliya bakti... Kahveye tuz!.. Delikanli kipkirmizi oldu utanctan, ama tuzu kahvesine döktü ve icmeye basladi. Kiz, merakla:&lt;BR&gt;-Garip bir agiz tadiniz var dedi...&lt;BR&gt;Delikanli anlatti:&lt;BR&gt;-Cocukken deniz kenarinda yasardik. Hep deniz kenarinda ve denizde oynardim. Denizin tuzlu suyunun tadi agzimdan hic eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben... Bu tadi cok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadi dilimde hissetsem, cocuklugumu, deniz kenarindaki evimizi ve mutlu ailemi hatirliyorum. Annemle babam hala o deniz kenarinda oturuyorlar. Onlari ve evimi öyle özlüyorum ki&lt;BR&gt;Bunlari söylerken gözleri nemlenmisti delikanlinin.. Kiz dinlediklerinden cok duygulanmisti. Icini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmaliydi. Evini düsünen, evini arayan, evini sakinan biri... Ev duyusu olan biri.. Kiz da konusmaya basladi.. Onun da evi uzaklardaydi.. Cocuklugu gibi... O da ailesini anlatti. Cok sirin bir sohbet olmustu... Tatli ve sicak... Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel baslangici olmustu... tabi... Bulusmaya devam ettiler ve her güzel öyküde oldugu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar cok mutlu yasadilar.&lt;BR&gt;Prenses ne zaman kahve yapsa prensine icine bir kasik tuz koydu, hayat boyu... Onun böyle sevdigini biliyordu cünkü... 40 yil s.. ( &lt;a href=&quot;http://tungsten.blogcu.com/tuzlu-kahve_8658.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Tue, 14 Jun 2005 10:59:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Ayna</title>
            <link>http://tungsten.blogcu.com/ayna_8411.html</link>
            <guid>http://tungsten.blogcu.com/ayna_8411.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Adamın biri, ilk defa gittiği şehrin tarihi çarşısına uğradığında, bir dükkana girerek;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;- Hatıra eşya almak istiyorum, demiş.Ne tavsiye edersiniz?&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Dükkan sahibi yaşlı zat,adamı tepeden tırnağa süzüp:&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;- Buranın en meşhur malı, aynalardır evladım, demiş. Ama onları almaya güç ister.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Adam, hiç düşünmeden:&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;- Ben, yaşadığım şehrin en zengin insanıyım, diye atılmış. Benim için para önemli değil.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;İhtiyar, dudak büküp:&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;- İnşaallah gücün yeter, demiş. Çünkü padişahlar bile alamadı onları.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Adam, ses tonunu iyice yükselterek:&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;- Benim elde edemeyeceğim şey yoktur!..diye direnmiş. Fiyatları ne kadar?&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;İhtiyar adam:&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;- Seçeceğin aynaya bağlı, diye gülümsemiş. Günümüze ait aynaları normal fiyata alabilirsin. Fakat eski aynalar pahalıdır.Hele hele antikalara gücün yetmez. Ama geleceğin aynası bedavadır, fakat onu görsen pek beğenmezsin.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Adam, bu sözleri pek anlamamış. Ama merakından çatlayacak gibiymiş. Aynaları bir an önce görmek istediğinden, yaşlı adamın koluna girip,dükkanın arka bölümüne geçmiş.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Yaşlı adam, elindeki baston ile işaret ederek:&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;- Sana ilk önce günümüze ait aynayı göstereyim, demiş.Çerçevesi gümüştendir. Fiyatıysa sadece üç altındır.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Adam, duvarda asılı duran kristal aynayı kısa bir süre incelemiş. Ve ona bakarak saçlarını düzelttikten sonra:&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;- Bunun bir özelliğini görmedim, demiş. Evimde de bundan üç dört tane var.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Yaşlı adam, seke seke ilerleyerek:&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;- O halde bu aynaya .. ( &lt;a href=&quot;http://tungsten.blogcu.com/ayna_8411.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 13 Jun 2005 13:25:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title> Güneş ve Rüzgar</title>
            <link>http://tungsten.blogcu.com/gunes-ve-ruzgar_8409.html</link>
            <guid>http://tungsten.blogcu.com/gunes-ve-ruzgar_8409.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&amp;nbsp;Güneş ve Rüzgar, hangisinin daha güçlü olduğu konusunda tartışırlar. Ve rüzgar. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;- &quot;Sana benim daha güçlü olduğumu kanıtlayacağım &quot;der. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;- &quot;Şuradaki yaşlı adamı görüyor musun hani şu üstünde palto olan. Bahse girerim o paltoyu üstünden senden çok daha çabuk sokup alabilirim.&quot; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Bu denemeye razı olan güneş bir bulutun arkasına gizlenir ve rüzgar bir fırtına gücüyle esmeye başlar. Ancak rüzgar şiddetini ne kadar artırırsa yaşlı adam da paltosuna o kadar sarınır. Sonunda rüzgar pes edip durulur ve güneş bulutun arkasından çıkarak yaşlı adama sıcacık gülümser. Bunu gören yaşlı adamın yüzünde bir hoşnutluk ifadesi belirir. Ve paltosunu çıkarır. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;İddiayı kazanan güneş rüzgara; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;B&gt;&quot;Dostluk ve Naziklik her zaman haşinlik ve zorbalıktan daha güçlüdür...&quot;&lt;/B&gt; der.&lt;/P&gt;.. ( &lt;a href=&quot;http://tungsten.blogcu.com/gunes-ve-ruzgar_8409.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 13 Jun 2005 13:21:00 +0300</pubDate>        
        </item>
        <atom:link href="http://tungsten.blogcu.com/rss.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
</channel>
</rss>